COVİD- 19 VİRÜSÜNÜN EKONOMİK ETKİLERİ

Bir önceki yazımda da üzerinden geçtiğim gibi tarihe tanıklık ettiğimiz günlerden geçiyoruz. Covid- 19 Virüsü’nün yarattığı etkiyi sağlık ve ekonomik boyutu olmak üzere iki konuda inceleyebiliriz. Ancak sağlık boyutu alanım dışında olduğu için izniniz ile uzman olduğum ekonomik boyutu üzerinden yazıma devam etmek istiyorum. Ekonomik boyutuna baktığımızda biz piyasaları iki başlık altında inceleriz. Biri finansal piyasalar diğeri de reel piyasalar. Finansal piyasalarda beklentiler önceden alınıp satılır ve dolayısıyla finans piyasasının aktörleri olayları daha önce tahmin ederek hızlı reaksiyon gösterirler. Reel piyasalar ise finansal piyasalardan daha geç etkilenir ve daha geç toparlar. Bu içinden geçtiğimiz sürece baktığımızda dünya olarak bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini kabul etmek zorundayız.

Finansal krizler, ülke ekonomilerine ağır hasarlara neden olan olaylardır. Dünya tarihine baktığımızda farklı nedenlerle ulusal ve global olarak birçok ülkenin krizlerden etkilendiğini söyleyebiliriz. Covid- 19 virüsünün yayılması ile dünya ekonomileri büyük bir global kriz ile yüz yüzedir. Finansal piyasalar bu krize daha hızlı tepki vermiş ve geçtiğimiz bir iki aylık sürede başta ABD borsaları olmak üzere dünyanın önde gelen borsalarında trilyonlarca paranın eridiğine şahit olduk. Şu ana kadar gördüğümüz krizin sadece sağlık ve finansal boyutu. Peki hepimizin aklından geçen en önemli boyutu bu krizin reel sektörde yaratacağı etki. Çünkü herkesin eve kapandığı ve neredeyse hayatlarına hem sosyal hem de ekonomik olarak ara verdikleri bu dönemde geri dönüşte onları neler beklediği.

Reel krizler, üretimde ve istihdamda önemli daralmalar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Reel sektörde arz ve talepten kaynaklanan fiyat dengesinin bozulması, domino etkisi yaratmaktadır. Üretim seviyesi azalmakta, işsizlik artmakta, firmaların iflası ile ekonomi üzerinde ciddi tahribatlar söz konusu olmaktadır. Dünya ekonomisinin tekrar eski seviyesine gelmesi zaman alacaktır. Bu zamanın ne kadar olduğu devletin ekonomiye müdahalesi ile değişebilir.

Bir önceki yazımda FED’in dünyanın merkez bankası rolünü üstlenmesi doların rezerv para birimi olması hakkında kısa bir bilgi vermiştim.

Hatırlarsanız Amerika’nın 2008 2009 yıllarında yaşadığı mortgage krizinde FED varlık alım programı ile piyasaları likiditeye boğarak krizden en hızlı şekilde çıkılması için müdahalede bulunmuştur. Bu kriz Amerika kaynaklı olup bulaşıcı etkisiyle birçok ülkeyi etkilemiştir. Küresel likiditenin artması ile o dönem FED’in bilançosu 4,5 Trilyon Dolar’a kadar genişlemiştir. Bu likidite bolluğu ile diğer dünya ekonomileri bol para, ucuz kredi ve değerli bir kur ile ekonomik olarak büyüdükleri bir döneme girmişlerdir. Mortgage krizin etkisi çok kısa sürmese de çok uzun da sürmediğini söyleyebiliriz.

Şimdi Covid- 19 virüsü ile dünyanın karşı karşıya kaldığı bu kriz de bir global kriz olarak bizi beklemekte ve bizleri yarın nelerin beklediği hepimizin kafasında soru işareti olarak durmaktadır. FED başta olmak üzere tüm dünya ekonomilerinin karşı karşıya kaldıkları bu durumdan çıkması için, piyasayı fonlayarak reel ve finansal sisteme likidite sağlaması ve merkez bankalarının para basmak zorunda oldukları aşikardır. FED yaklaşık 4 Trilyon Dolarlık kurtarma paketi açıklayarak ve faiz oranlarını sıfıra yakın düzeylere çekerek krizin etkisini hafifletme yönünde bir tedbir alsa da bu daha da fazla bir likiditeyi gerektirebilir.

Eğer bir ekonomik kriz var ve bu krizden çıkmak için piyasaya likidite sağlanacaksa, şimdi bu bol likiditenin finansal ve reel sektörler üzerindeki etkilerinin neler olacağına kısaca değinelim.

Arz ve talep kanununa göre bir şey (para, herhangi bir ürün) piyasada bolsa o malın fiyatı düşer, şayet kıtsa o zamanda arzı yeterince olmadığı için fiyatı yükselir. Bol likidite başta paranın değerini düşürür. Şu an ABD’nin bu kadar para basması ve hala dolar endeksinin yüksek olması doların küresel rezerv para birimi olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü her ülke para basmaktadır ve en güçlü para birimi dolardır. Ancak sonsuza kadar değerli kalmayacağı kesin.

Olayı faiz oranları açısından değerlendirdiğimiz de de reel sektörü ucuz kredi ile fonlamadığınız takdirde kesin bir çözüm bulmanız imkansızdır. Bol likidite, düşük faiz, reel sektörü destekleyen bir ekonomi politikası ile yatırımların artması, üretimdeki artış, istihdam seviyesinin artması mümkündür. Bu da bir zincir etkisi yaratarak GSYİH büyümesi ile hem reel sektörü hem de finansal piyasaları hızla krizden çıkarabilir.

Bu dönemde izlememiz gereken bu krizden çıkmak için devletin ekonomiye ne kadar zamanda ve ne türlü müdahalesinin olacağıdır.

Sağlıkla kalın…
Dr. Bekir Tamer Gökalp

İdem